Uzak, Yakın ve Ortadoğu’nun solcuları, sosyalistleri olarak, gerçekte bize göre yanlış, bizim için çok zararlı bir denklemin hem kurucusu, hem de mağduru olduk. Bu denklem, tarihin belirli bir aşamasından sonra, hayatın her alanının, Batı merkezli olarak kurgulanıp kurulması idi. Kimi sosyalistlerin, ‘yerli bir ütopya’ deneme ve girişimleri, bizde esas olarak kabul görmedi. Dolayısıyla, Batı merkezli bakış açısından, bugün de muzdaribiz. Bu denklemi bozup, yeniden kurmak gerekiyor.
Her şeyden önce vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Gerçekle ilgisi hayli sorunlu olan bir ‘Doğu’ ve ‘Batı’ tanımı ile karşı karşıyayız. Yeniden tanımlamaya, ‘Doğu’ ve ‘Batı’ kavramlarının kendisinden başlamak gerekiyor. (Elbette hemen şimdi, bu yazıda değil ama!) Alabildiğine göreceli olan bu iki kavramla dünü, bugünü ve yarını açıklamaya, anlamaya çalışmak sayısız tuzaklarla dolu.
Türkiye’nin cumhuriyet projesinde olduğu gibi, Doğu toplumu ve bireyi, sayısızca doğal öğesini, Batılı olmak adına feda etti. Doğu, kendi hayati özelliklerine kıydıkça Batı'ya daha çok yeniliyordu aslında. Her yenilgi, bağımlılık ilişkisinde yeni bir merhale olageldi. Kötü bir taklide dayalı benzeşme çabası, yenilen Doğu’nun Batı karşısında yokolmamak için sarıldığı beyhude bir çabaydı.
Bu denklemi parçalama konusunda daha ciddi uğraşların verildiği bir süreçten geçiyoruz. Yeni sömürgeciliğin, bir ''uygarlık ninnisi'' olarak kulaklara dolduğu günler, artık gerçekten geride kalabilicek belki de. Böyle bir ihtimal, her zamankinden daha fazla var. Doğu’da da Batı’da da, Batı ile Doğu’nun karşılaştırmalı tarih okumasına, geçmişten çok daha farklı bir karşı-tarihle yanıtlar veriliyor.
Kendilerini yeniden tanımlamaktan yana olan sosyalistler, bu açıdan da bir yol ayrımında bugün. Kürtler, Aleviler ve yeni İslami hareketlerin kendi açılarından yürüttükleri mücadele, bu konuda sosyalistler için de önemli ipuçları ortaya çıkarmış, tecrübe birikmesini sağlamıştır. Sosyalist solun en önemli sorunu, levantenliği radikal ve tutarlı bir temelde terkedemeyişi.
Batı’nın Doğu’da varoluş tarzı
Burada dert ettiğimiz anlamda, ‘levantenlik’in irdelenmesinde fayda var. Levantenlik, en genel anlamıyla, Batı’nın Doğu’da varoluş tarzıdır. Batı’nın Doğu’daki gözü, kulağı, kolu, ileri karakoludur levanten. Levanten, hep hayran kaldığı ‘bir şeyci’dir. Türklerin ya da Kürtlerin, levantenliği, geçmişte yaşanmış biçimlerinden sadece birine indirgeyip, topu Osmanlı egemenliğindeki liman kentlerin Ermeni, Rum ve Yahudileri’ne atması doğru olmaz. Tamam; levanten, ilk anlamıyla Doğu’da yerleşik Batı kökenlidir. Ancak, çoktandır artık ötesi var bunun.
Nasıl mı? Örneğin, ‘turist’ denildiğinde, akla ilk gelen yabancılar oluyor. Ama bu, bir de ‘içturizm’ diye bir olgunun varlığını yoksamıyor. İşte, levanten denildiğinde de, akla ilk gelen Doğu’da yerleşğik Batı kökenli kimsedir ama, ‘‘içlevantenler” Batı’nın Doğu’daki ikinci ayağı olageldi hep. Levantenlik, bir düşünüş, bir politika yapış tarzı olarak herkese ve her kesime bulaştı. Bugün artık solcusunda da, sağcısı ve liberalinde de, Türkçüsünde ve Kürtçüsünde de ortak bir payda olabiliyor levantenlik: Hayatı, olayları ille de Batı merkezli bir içerikte kavramak ve açıklamak!
Hiçbir toplumun sosyal, siyasal, ideolojik, etik ve estetik eylemi, bir başka toplum için birörnek alınamaz! Bunun lafzını bir kenara bırakıp, gereğini yapan bir sol, bugünkü soldan farklı olacaktır. Kendi ülke ve toplum gerçeklerinden beslenen bir teori-pratik! Aslında, levantenist teori ve pratikçiler için, değirmenin suyu kesin olarak kurudu. Zamanında kendi kaynaklarına sahip çıkmayan bu levantenler, tam anlamıyla susuz kalmış durumda. Türkiye’deki sosyalist solun bugünkü cahiliye dönemi, önemli oranda bu kuraklık üzerine oturuyor.
Bu kuraklığın aşılması yolunda atılacak önemli adımlardan biri, levantenlik halkasının kırılmasıdır. Türkiye’deki sosyalist sol, bunu başarmak zorundadır. Yeni bir aydınlanmanın yolu da buralardan geçer.
(7 Ocak 2007 / hallac.org)

