Aleviler yoksayılamayacak, bastırılamayacak bir güç haline geldiler ya, dünya alemin Aleviler'le ilgili hesapları hızla değişiyor. Hakları için mücadele eden, sorumluluklarından sıvışmayan bilinçli bir topluluk var ortada. Güncel gelişmeler bunun kanıtlarıyla dolu. Fakat, Aleviler'in daha yapması gereken çok şey var. Çünkü, insan topluluklarının sürü, her bir insanın bu sürülerde birer koyun olmadığını bir türlü kabullenemeyenlerin soyu tükenmiş değil. Alevi toplumunun sürü, her bir Alevi bireyinin de o sürüde birer koyun olmadığının, dosta ve düşmana gösterileceği günler bu günlerdir. Böyle tarihi bir dönemeçte hiçbir Alevi, her koyun kendi bacağından asılır, diye düşünmemeli.
Diyanet pasaportlu ve çıralıklı ‘dedeler’ sahneye çıkarılması, Aleviler’i aşağılayan kitapların MEB tarafından tavsiye edilmesi, Abant toplantıları, Aleviler’in nüfusunun 80 yılda yerinde saydığını ortaya çıkaran(!) kamuoyu araştırması, en ırkçı partilerde bile adaylıkları konuşulan ‘Alevi temsilci’ ya da ‘Alevi aydınlar’...
Bugün artık sorun, kaba inkârcılığa karşı çıkmak değildir kesinlikle. Kaba inkârcılar hiçbir arenada yer bulamaz durumda. Doğrudan değil ama dolaylı, açıktan değil ama gizliden gizliye inkârcılık revaçta şimdi. En rağbet bulan yol veya yöntem ise Alevilik’i bir inanç, bir felsefe ve yaşam tarzı olarak batınî özünden uzaklaştırmak! Şu sıralar ortalığa dökülen bütün rehabilite etme operasyonlarının başlıca hedefi bu.
Dolayısıyla Alevi toplumunun, kendisi olma, kendisi olarak kalma hakkı için tarih boyunca yaptığı bütün isyanlar gibi, bugünkü itirazı da meşrudur. Bir topluluğu tanımak, onu inkâr etmekten artık vazgeçmek; o topluluğun ve her bireyinin kendisi olma, kendisi olarak kalma hakkını tanımak demektir. İnkârcılık illetinin köklü tedavisi ancak böyle mümkün olacaktır. Ünlü müzik grubu U2’nun solisti Bono’nun o harikulade cümlesini, bir kere daha hatırlatmak isterim: ‘‘Hayatta hiçbir şey kendine benzemek kadar isyancı değildir!’’
İnkârcı, ayırımcı, baskıcı yapı veya sistemler, farklı toplulukları ya kendine benzetir, kendine katar; ya da yoksayar ve giderek fiili olarak da yoketmeye çalışır. Şu yerküre üzerinde, bunu en iyi bilen topluluklardan biri Aleviler’dir. Aleviler’in kendisi olma, kendisi olarak kalma hakkı için verdikleri mücadele, aktuel bir manevra ya da bir taktik sayılamayacak kadar sahici ve hayatîdir.
Ayrıntı sayılarak, Alevilik’in özgünlüklerine sünger çekilmek isteniyor. Oysa batınî olan Alevilik’in, hiçbir zahirî inanç, felsefe ve yaşam tarzı tarafından doldurulamayacak ayrı, kendine has bir yeri var bu dünyada. Binlerce yıldır dayatılan kurallara, biçimsel kalıplara, baskı ve katliamlara karşı gelip durmasının, hem nedeni hem de esbab-ı mucibesi budur.
Bir topluluk, ne kadar kendisi olursa, başka toplulukların kendisi kalma hakkını da o kadar ısrarlı ve sahiden savunur. Başka toplulukların kendisi kalma hakkını ne kadar meşru görürse, o kadar meşru görülmeyi hak ve talep eder. Aleviler, içinde bulunduğumuz süreçte, kendisi olma, kendisi olarak kalmanın yeni bir manifestosunu yazmakla karşı karşıyadır.
Hiçbir şey, kendi olmak ya da kendi olarak kalmak kadar hayatî ve sahici değildir!
(Alevilerin Sesi, Haziran 2007)

