RIZA ALGÜL
Edebiyatın roman ve şiir ürünlerinden tanıdığımız ve bir edebiyat emekçisi olan Hüseyin Şimşek, Almanca dilinde ilk şiir kitabını yayınladı. Toplumsal bir anlam taşıyan her insanın ilk başarısı kadar yaratıcısına mutluluk veren bir şey yoktur.
Edebiyat ve sanat alanında bu çok daha doğrudur. Ben bunları yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki, sonraki çalışma ve ürünlerin daha gelişmiş olması veya daha büyük bir beceri içerebilmesi – ki genellikle de böyledir – bu gerçeği değiştirmiyor. Hiç bir şey, ilk olan kadar insana mutluluk ve heyecan vermiyor. Bu mutluluğu yazı veya sözlerle ifade etmek pek mümkün değildir. Onu yaşamak gerekir. Çocukların oyun oynarken veya bir hediye alırken duyduğu fakat anlatamadığı mutluluk gibi bir şey. Bir farkla ki, çocuklar alırken, yazar veya sanatçı veririken.
Hüseyin Şimşek`in şiir kitabı yirmi iki şiirden oluşuyor. Sayı gözüyle bakılırsa, böylesi bir çalışmanın önemini yeterince göremeyenlerin olabileceğini düşünüyorum. Hayır, sanata ve sanat ürünlerine sayı ve meta gözüyle bakılmaz. Andrej Trkowskij`nin çok haklı olarak dediği gibi, “Sanat bilinci ve sanat ruhu taşımayan biri için, hiç bir sanat eseri anlamlı gelmez”.
Hüseyin Şimşek, şiirlerinin çoğunu Türkiye`de yazmış, Avusturya‘da Almanca`ya çevirterek yayınlamış. Burada iki önemli noktayı görmek gerekir:
Birincisi; şiirin oluşturduğu imajlar ve yansıttığı resimler. Bu imajlar ve resimler, “sanat bilinci ve sanat ruhu taşıyan” dünyanın her hangi bir yerindeki insan için anlaşılmaması için bir neden yoktur. Çünkü içinde, toplumsal ilişkileriyle insan ve insan doğasından başka bir şey yoktur.
İkincisi; Hüseyin Şimşek`in şiirini Almanca dilinde okuyan, yazarının geldiğ mekan (coğrafya ve ülke) hakkında yalnızca belirli bir bilgiye sahip olmakla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda, o mekanda yaşayan toplumun şiir ve sanat duygusu hakkında sezgisel bir bilgi de edinmiş olacak. “Göçmen” mi, “sığınmacı”mı, veya başka bir ad mı verelim, sonuç olarak Avusturya`da doğup büyümemiş, fakat her hangi bir nedenle Avusturya`ya gelmiş, veya Avusturya`da doğmuş (Seher Çakır`ı anmak gerekir) ve burada yaşamını kurmuş insanların içinden sanat ürünü veren sanat emekçilerinin çıkmış olması, farklı kültürlerin bir arada ve içiçe yaşamalarına, birbirlerinden etkilenerek zenginleşmelerine katkıda bulunacak ve karşılıklı bir kabullenme duygusu yaratacaktır.
Örnek calışmalardan biri olması bakımından da Hüseyin Şimşek`in şiir kitabı önemlidir. Avusturya`ya sonradan gelmiş binlerce insan var. Bu insan yığını, arada on yıllar geçmiş, anne veya baba olmuş, büyük-anne veya büyük-baba olmuş, fakat ilk kuşak ile son kuşağın yaşama ve geleceğe bakışaçısı hala ya aynı, ya da birbirine yakın durumda kalmıştır. Bu nedenle, şu anda bulunduğu coğrafyaya, topluma ve toplumsal sorunlara, oturduğu şehre ve kasabaya, sanata ve kültüre yabancıdır. Bir benzetme yapmak gerekirse, adeta anakaradan çok uzak ucsuz denizde taka ile dolaşıp durmakta, gerçekçi olmayan ve bu nedenle hiç duymak istemediğim şu ilizyonist “gurbet” kavramıyla “durumu kurtarma”yı yaşamsal mentalite haline getirmiştir.
Anadili Almanca olmayan, fakat almanca dilde her hangi bir sanat ürününü ortaya koymak isteyenlerin çabalarının değerini anlamakla birlikte, zorluklarını da anlamak gerekir. Şöyle ki, yeterli Almanca bilmeyen veya Almanca grameri bildiği halde literatür dilini ve dilin estetiğini bilmeyen bir sanat yaratıcısının işi hayli zordur. O her zaman Almanca dili literatürünü bilen birinci veya bazen ikinci kişilere gereksinim duymaktadır. Böylesi kişileri bulmak ve birlikte çalışmak çok kolay olmadığından dolayı, bu, bir sanat emekçisinin zorluğunu iki katına çıkarmaktadır. Bu koşullarda böylesi olanaklar bulabilenler kendilerini şanslı sayabilirler.
Fakat, durum ne olursa olsun, bir sanat ürünü yaratmak isteyen, büyük bir sabırla kendi ürününe en son çabayı katmak ve en son titizliği göstermek zorundadır. Bu “mükemmelliyetçilik” değildir ve zaten “mükemmel” olan hiç bir şey yoktur yaşamda. Burada önemini vurgulamak istediğim şey, bir sanat ürününün, az veya çok, fakat sanat ruhu taşıyan okuyucuyu, dinleyiciyi veya izleyiciyi duygularından yakalayabilecek ve ruhunu cezbedebilecek estetik bir güzellik taşımalıdır.
(Öneri gazetesi, Aralık 2009)


