Gevrenci köyü ve Oğulveren Ziyareti
Yıkıntılar arasında süren yolculuğumuzun son etabındayız. Tercan’dan yola çıkmış, ilk üç bölümde Tercan’ı, yatılı bölge okulunu; ardından, hayatın yıkıntılar arasında sürdüğü Pelegöz ve Kursan’ı anlatmış ve tanıtmıştık. Dördüncü bölümde, hayatın yıkıntılar altında kaldığı, tamamen boşalmış bir mezreye, Yavanenci’ye götürmüştük sizi. Beşinci ve son bölümde, Tercan’ın güneydoğusundan dağlardan inip, vadileri yarıp gelen Tuzla Çayı kıyısınca uzanan Alevi köylerinden Gevrenci’ye konuk oluyoruz. Gevrenci, Erzincan/Tercan arazisinin bitip, kuzeyde Erzurum Çat, güneydoğu ve güneyde Bingöl/Yedisu arazilerinin başladığı sınıra en yakın sondan ikinci köy. Gevrenci’den sonra, Tercan’a bağlı tek bir köy var: Haçköy, yani yeni ismiyle Başbudak! Hacköy’den de söz edeceğiz, ama bu köye uzun uzun konuk olamayacağız ne yazık ki.
Tercan’dan Pelegöz’e, Pelegöz’den Kursan’a, Kursan’dan Yavanenci’ye ve şimdi Yavanenci’den, Küllüce ile Komsor’un içinden, Kalecik köyünün dibinden yol alarak Gevrenci’ye ulaşacağız. Yolculuğumuzun bu son etabı sayesinde, iki Sünni köyü de tanıyacağız. Böylece yoksulluğun, bırakılmışlığın, yıkıntılar arasında yaşamanın ve terk edilmişliğin aslında Aleviler’de ve Sünniler’de ya da Türkler’de ve Kürtler’de nasıl da benzer şekilde yaşandığına bir kere de bu vesileyle dikkat çekmiş olacağız.
Küllüce köyünün arazisindeyiz. Solumuzda uzanan Söğüt Çayırı. Devamında da hep çayırlar var. Önceki bölümlerden hatırlayacaksınız: Sımoy Çayırı, Avdi Çayırı, Küçük Çayır ve Sağırdaş Çayırı... Yavanenci’nin içinden geçip Tuzla Çayı’na dökülen dere, işte bu Sögüt Çayırı’nda bulunan birkaç küçük kaynaktan oluşur.
Karşıdaki dağların kuytularında, yamaçlarında ya da eteğinde Tuzla Çayı vadisine yakın sıralanan Alevi köyleri bir kere daha anımsayalım. Yol aldığımız yöne göre çayın öte yakasında kalan köyler: Parsinik, Yukarı ve Aşağı Mezre, Mom Komu, Pardi, Şirni ve Şıhköy. Çayın, yol aldığımız yakasında ama aşağılarda, iki Alevi mezrası var: Yavanenci ve Çınglavun. İlerlediğimiz yönde ise, konaklayacağımız Gevrenci ve daha sonra sınırda Haçköy.
Yıkıntılar, yeni konutlara nasıl ‘tercih’ edilebilir?
Yaklaştığımız Küllüce, heyelan tehlikesi altında olan bir köy. Yaşamını, köyün yıkıntı evleri arasında sürdüren sakinleri için, yeni konutlar yapılmış. Fakat, Aşağı Mezre ve başka köylerde olduğu gibi, Küllüceliler de heyelan tehlikesine rağmen, eski evlerini terk edip yeni konutlara yerleşmiş değil. Hayat, yıkıntılar arasında sürüyor. Neden? Bunun üzerinde kısaca da olsa durmakta fayda var. Birçok nedeni sıralanıyor. Başlıca iki nedeni ise şu:
Köylü, taksitle bile olsa ödeme gücüne sahip değil: Köylü, devlet tarafından yapılan bu yeni konutlara biçilen fiyatı, taksitle bile olsa ödeme gücüne sahip değil. İşleyiş şöyle: Afetzede, talepte ve taahütte bulunuyor. Yani, ‘yeni ev istiyorum ve parasını vereceğim’, diyerek, devletin ilgili kuruluşuyla anlaşma yapacak. Örneğin, 2007 yılında tamamlanan, 92 metrekarelik bir konutun fiyatı 37 bin 500 YTL. Konutu isteyen köylü, iki yıl sonra ödemeye başlayacak. Bu, 20 yıl vadeyle geri ödeme, demektir. Pahalı mı? İyi de kime göre yanıtlayacağız bu soruyu? Köylülerin büyük bir kesimi, bu işin üstesinden gelecek durumda değil.
Yeni konutlar alışılmış köy yaşamını idame etmeye uygun değil: Öte yandan köylüler, yeni yapılan konutlarda, geleneksel ve alışılmış köy yaşamını idame etmede zorlanıyor. Köylülerin, kolay kolay beton konutlara transfer edilemiyen ve adeta toprak damlarla bütünleşmiş bir hayatı var. Dışarıdan baktığınızda, anlamakta zorlanabiliriz. Düşünün bir kere; oda, evdamı, otluk, samanlık, ahır, ağıl, tezeklik, kümes... Bunlar, bir bütün! Köylülere mahsus, bir yerleşim kompleksi. Köy hayatının idame edilmesine uygunluğundan dolayı, ayırmak ya da parçalamak, heyelan korkusuyla yaşamaktan daha zor gelebiliyor.
Fazla söze gerek yok gerçekten. Yoksulluğun, bırakılmışlığın, yıkıntılar arasında yaşamanın ve terk edilmişliğin ne dini, ne milliyeti var. Bire bir aynı değil bütün sorunları, inanç ve etnik açıdan çok farklı konumdalar, farklı sorunlara sahipler ancak Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Kırmanç, Laz, Çerkez benzer yoksulluk ve yoksunluk içinde. Bu yörelerde, cemevine sahip tek bir Alevi köyü yok. Bu doğru. Öte yandan, Külüce camisinin içler acısı durumu da ortada. Eski Küllüce’de ise henüz sağlam ve ayakta kalan sadece okul ve okulun öğretmen lojmanıydı.
Sadece okula değil, sağlık ocağına da sahip bir köy: Komsor
Menzilimizde, eski adıyla Komsor, yeni adıyla Kökpınar köyü var. Bu da tamamı Sünni bir köy. Zamanında, büyük ve bayındır köylerden biriydi. Eskiden beri, sadece okula değil, sağlık ocağına da sahip bir köy. Bura köylerinde, bir de Pelegöz’de sağlık ocağı vardı eskiden. Pelegöz’deki sağlık ocağı genellikle hemşiresiz kalsa da Komsor sağlık ocağı bir hayli işlekti. Komşu köylerden aşılanacak çocuklar, yaralanan yetişkinler, doğurmak üzere olan kadınlar taşınırdı Komsor’a.
Köyün girişinde, sağlık ocağı ve okul binası karşılıyor bizi. Bir zamanların bayındır Komsor’u da yıkıntılar içinde. Komşu köylerden aşı yaptırılmaya getirilen çocukların en hayran kaldığı kaz sürülerinden eser yok.
Sık sık sele giden bir köy: Gevrenci!
Oğulveren göründü nihayet. Oğulveren’e yaklaştıkça, Tuzla Çayı’na da yakınlaşmış oluyoruz. Tercan, Tuzla Çayı’nın kıyısındaydı. Oradan yola çıkmış; dağları, tepeleri, köy ve komları aşıp Pelegöz’e varmıştık. Pelegöz’den tekrar yola çıkarak, başka dağları, tepeleri, köy ve komları aşıp Gevrenci’ye vardığımızda, Tuzla Çayı’nın bir yakasında yarım bir daire çizmiş olacağız. Biraz’dan, Oğulveren ziyaretinin tepesinden, burnumuzun dibindeymiş gibi bakacağız Tuzla Çayı’na.
Gevrenci, yeni adıyla Oğulveren köyü toplu ve ağaçlarla kaplı bir köy. Bu yüzden, özellikle de uzaktan bakıldığında yıkıntılar fark edilmiyor. Fakat, Gevrenci de diğer köylerin kaderini paylaşıyor. Hatta, diğer köylerin kiminde olmayan bir başbelası, bir korkulu rüyası var: Sel felaketleri! Gevrenci köyünde halk, hâlâ muhtemel bir sel felaketi korkusuyla yaşıyor. Köylülerle konuştuğumuzda, korkularının hiç de yersiz olmadığını çabucak anlıyoruz. Köy, 1991 yılında büyük bir sel felaketi yaşamış. 12 ev yıkılırken, 150 büyükbaş hayvan telef olmuş. O gün bugündür, köy halkı her yağmurda evlerini terk ediyor.
Nereden geliyor, neden kaynaklanıyor bu tehlike? Köy, dik yamaçların eteğinde kurulu. Tepelerden gelip, köyün yerleşim alanı içerisinden geçen üç ayrı dere var. Aşırı yağışlardan sonra, dik yamaçlardan şahlanıp gelen bu dereler büyük tehlike oluşturuyor.
Devlet kurumları, Gevrenci’ye ilgisiz
Gevrenci’nin çok yakınında ve yaklaşık aynı tarihlerde, benzer bir felaket yaşamış bir başka köy daha var: Kalecik! Oğulveren ziyaretinin hemen arkasında kalıyor. Köy sakinlerinin tamamı Sünni. Kalecik, Gevrenci’de yaşanan sel felaketinden bir yıl önce, bir heyelan tehlikesi yaşadı. İl Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü, Kalecik köyünü başka bir alanda kurma kararı aldı. 2002 yılında yeni konutların inşasına başlandı ve Ekim 2007 tarihinde tamamlandı.
Gevrencililer de, köylerinin daha güvenli bir yere taşınması için, 1999 yılında, Erzincan Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü'ne başvurdu. Aradan geçen 17 yıla rağmen, henüz bir yanıt alınamadı. Erzincan Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü Afet İşleri Şubesi yetkilileri ise yerel basına yansıyan açıklamalarında, felaketten bir yıl sonra gerekli önlemlerin alındığını belirtiyor. Yetkililer, toprak ve moloz yığınlarıyla dolan Kilise Deresi'nin temizlenerek normal akış sağlandığını, derenin çevresindeki altı konutun da tehlikeden arındırıldığını söylüyor.
Sonuç olarak, Gevrencililer’in, köyün daha güvenli bir yere taşınması talebi, uygun bulunmuyor şimdilik. Gevrencililer, jeoloji uzmanlarının, hakkında 'oturulmaz' raporu düzenledikleri evlerde, yeni bir felâketin korkusunu duya duya oturmaya devam ediyor.
Kerameti adında gizli bir ziyaret: Oğulveren!
Düzgün Baba, Ağbaba, Bağırbaba, Oğulveren... Tercan’a bağlı Alevi köylerinde en rağbet gören ve şimdi Tunceli, Erzincan, Erzurum, Bingöl çemberinde kalan ziyaret bunlar. Tarihte, Osmanlı idaresi altındayken de bu ziyaretlerin tamamı Dersim eyaleti sınırları içinde yer alıyordu. Tercan’ın Tuzla Çayına kıyı Alevi köylerinde yaşayan Aleviler nezdinde de Düzgün Baba, ‘başziyaret’ olarak kabul görürdü. Bölgeyle ilgili jeolojik araştırmalarda eski çağların volkanik tepelerinden biri olarak geçen Oğulveren ise, Erzincan, Erzurum, Bingöl üçgeninde yer alan Aleviler tarafından en rağbet gören ziyaret durumunda.
Oğulveren, yuvarlak ve dik bir tepe. Tepeye yaklaşıp, yamaçlarına tırmandıkça, belli bir yerden sonra, minibüs zorlanıyor. Yükünü hafifletmek gerekiyor. Kurban kesme, yemek pişirme ve ikram etme mekânının bulunduğu yere kadar arabayla çıkılabiliyor. Oğulveren’in tepesine ise tırmanmak gerekiyor. En tepedeki ziyarete çıkılabilmesi için tepenin yarısına kadar merdiven yapılmış. Bu iyileştirmeler, İstanbul, İzmir ve farklı şehirlerde yaşayan yöre Alevilerinin ve köy halkının ortak çalışmasının ürünü.
Bugün Oğulveren Pelegöz, Kursan ve Yavanencilileri konuk edecek. Kimler var kafilede, biraz daha yakından bakalım. Oğulveren kafilesinin içinde yer alan Pelegözlü İmam Şimşek, yıllar önce İzmir’e yerleşti. Şimdilerde emekli. Pelegöz’de küçük bir ev yaptı. Yaz-bahar aylarını, doğup büyüdüğü Pelegöz’de geçirmeye başlayan emeklilerden biri. Ahmet ve Hemdiye Ağırman, başka bir Pelegözlü emekli çift. Onlar İstanbul’dan geliyor. Ali ve Hatice Gürbüz, İstanbul’da emekli olmuş, yılın dört beş ayını Pelegöz’de geçiren diğer bir çift. Hasan ve Gülcan Çakır, iki kız çocuğundan sonra, bir de oğlan çocuk murad eden İstanbullu genç bir çift. Kursan’dan ise Mustafa-Melek Çelik çifti ile Hüseyin-Yazgülü Çelik çifti var kafilede.
Oğulveren, neden ziyaret edilir? Kim ya da kimler yaşamış ve defnedilmiştir burada? Oğulveren, ne zamandan beri ziyaret? Gevrencililer ve kafilemizdeki insanların, bu sorulara verdiği, çok net ve kesin bir cevap yok. Kesin olan ise şu: Bilinmeyen bir zamandan beri, bu tepede defnedilmiş bir evliya kişi ve yardımcısının keramet sahibi olduklarına inanılıyor. İnanca göre keramet, sahibinin ölümünden sonra da devam eder. Oğulveren olarak ünlenen evliya, ölümünden sonra da kerametini göstermeyi sürdürüyor. Kerametin odaklandığı nokta ise, bir oğul veya erkek çocuk sahibi olmaktır. Bu durumda sadece, erkek çocuk sahibi olamayanlar mı ziyaret ediyor Oğulveren’i? Hayır. Erkek çocuk sahibi olanlar da şükr ve teşekkürlerini iletmek için geliyor, kurban kesip lokma dağıtıyor. Dolayısıyla, Oğulveren herkesi ağırlıyor.
Gevrenci ya da Kefrenci Tapınağı
Oğulveren köyünde, Safaviler’den kalma bir tapınak, bir kale var. Tarihi yapının kalıntısı, köyün orta yerinde duruyor. Pers özelliğine sahip yapının bezemeleri önemli bulunuyor özellikle. Köylülerin anlatımına göre kalıntı, İran için de ilgi alanı olmayı sürdürüyor. İlk Körfez Savaşı patlak vermezden önce, İran’dan bir heyet gelmiş köye. Kalıntıyı incelemiş heyettekiler ve restore etmek istediklerini dile getirmişler. Köylüler, Körfez Savaşı’nın patlak vermesiyle bu planın yattığına inanıyor.
Kefrenci Tapınağı, şimdilik Erzincan’ın tarihi varlıkları listesinde tek bir cümleyle yer alıyor. Buraya yönelik herhangi bir çalışma yok. Aktuel ilgi odağı Oğulveren Ziyareti. Ziyarete gelenlerin çok ama çok az bir kesimi kale ya da tapınaktan da haberdar oluyor ve burayı da ziyaret ediyor.
Zincirin son halkası: Haçköy
Az ötede son bir köy var gidemediğimiz: Haçköy!Tercan’ın Alevi köylerinin bu zincirinin son halkası Haçköy. Sonra, Erzurum Çat, Bingöl Yedisu köyleri başlıyor. Maalesef, son halkaya, yani Haçköy’e kadar gidemiyoruz bu kez. Tercan ilçe merkezine 57 km uzaklıkta olan Haçköy, Şirni ve Parsinik gibi zamanında Ermenilerin yaşadığı köylerden biri. Bingöl, Erzincan ve Erzurum il sınırlarının kesiştiği noktada yer alıyor. Köyde sayıma göre 105 hane mevcut. Nüfusu yaklaşık 750-800 civarında. Tercan ilçesinin en büyük köyü. Köydeki başlıca aşiretler şunlar: Karsanlılar ya da Klavsuzlar, Pulanlar, Butkanlar, Çarekanlar, Lolanlar, Avdelanlar, Maskanlar... Haçköy ‘de 8 yıllık ilköğretim okulu ve sağlık ocağı var. Sağlık ocağı elemansızlıktan hizmete kapalı durumda.Son durağımız, en azından bu seferlik, Gevrenci oldu.
Katıldığımız, Gevrenci köyünün yanı başındaki Oğulveren Ziyareti’ne gelip kurban kesmek, dilekte bulunmak, erdikleri muradları için şükürlerini bildirmek isteyen bir kafileydi. Erzurum-Çat, Bingöl-Yedisu üçgeninden çıkıp gelen ve Tercan’ın içinden geçerek Fırat’a kadar uzanan Tuzla Çayı kıyısınca yer alan Alevi köylerinin yıkıntıları arasında süren yolculuğumuzu tamamladık böylece. Bura köyleriyle ilgili tanıklıklarımızı şimdilik noktalayoruz. (Bitti)


