Tercan’ın Alevi köylerine yolculuk ve tanıklıklar - IV

Tamamen yıkılmış, harabe bir köy: Yavanenci!

Tamamen boşalmış, harabe olmuş bir köyün yoluna düştük: Yavanenci! Aslında Yavanenci, en azından son birkaç yüzyıldan beridir, köy bşle sayılmazdı; komşu köylerden Kursan’a bağlı, her zaman sadece iki elin parmak sayısı kadar hanesi olmuş bir mezraydı. Bu mezra sakinlerinin hepsi topraksızdı, yarıcıydı. Yavanenci’nin ekilip biçilen arazileri, oturulan evleri, ahırları, samanlıkları Kursan, Komsor ve Küllüce adlı komşu üç köydeki bir grup aileye aitti. Komsor ve Küllüce Sünni, Kursan Alevi köyüydü. Yarıcı köylü ailelerinden oluşan Yavanenciler de Aleviydi. Yarıcılar, ellerindeki arazileri ekip biçer, elde ettikleri ürünün yarısını toprağın sahibi aileye verirdi.

Kursan’dan, güneydoğu yönünde yola düştük. Köyün hemen çıkışında yol ikiye ayrılıyor. Solda, orman bölgesine doğru çıkan yol, Pelegöz ve Küllüce köyüne gidiyor. Birkaç kilometre ilerlendikten sonra, Bozo Ormanı (Bıre Bozo) tepesinde bir kere daha yol ayrımına gelinir: Kursan’dan gidildiğinde, sola devam edilirse Pelegöz, sağa devam edilirse Küllüce ve devamındaki köylere ulaşılır.

Biz, Kursan’ın hemen çıkışındaki yol ayrımlarından, sağ koldan ilerliyoruz ve yol bizi Yavanenci’ye götürecektir. Küçük bir yokuşu tırmanıp, daha çok çayırlarla kaplı büyük bir düzlüğe varıyoruz. Düzlük, daha çok çayırlarla kaplı. Kimi çayırların araları ya da kıyıları belli aralıklarla tarlalarla da bezeli. Kursan’ın çıkışında başlayan bu çayırlık alanlar, Yavanenci merasıyla sınırı çizen Boğaztaşı Tepesi (Kemere Boğaz) ve Maden Deresi’ne (Dere Medeni) kadar devam ediyor. Büyükçe düzlüğün, her bir bölümü ayrı bir isimle anılıyor: Balımpuxar Çayırı (Çayıre Balımpuxar), Büyük Çayır (Çayıro Pil) ve Dılo Çayır’ı (Çayıre Dıli) gibi.

Kursan’ın topraklarını geride bırakıp, Kursan’ın çayırlarındaki irili ufaklı gözelerden, yani doğal su kaynaklarından, çeşmelerden birikerek oluşan Maden Deresi boyunca ilerliyoruz. Solumuzda ve sağımızda Boğaztaşı tepeleri. Her iki tepe de yekpare kayadan. Çok eskiden, yerel eşkiyaların tünediği, mekân tuttuğu tepeler bunlar. Boğaz yolu, yol kesmeleri için de çok uygun yerdi. Kursan’ın çayırlarındaki irili ufaklı gözelerden oluşan dere, Yavanenci merasında Maden Deresi adını alarak, ilerde Tuzla Çayı’na katılır.

Yavanenci topraklarındayız

İlk molayı, Boğaz Çeşmesi’nde veriyoruz. Boğaz Çeşmesi (Heie Boğazi), Boğaztaşı tepelerinden soldakinin hemen dibinde kaynıyor. Temiz, duru ve soğuk bir suyu var. Bu noktada, Yavanenci topraklarına ayak basmış oluyoruz. Yavanenci, önümüzdeki Maden Tepesi’nin (Diare Medeni) ardında. Sağımızda bir koyak uzanıyor: Maden Deresi koyağı!

İlerde, Maden Deresi koyağının sağında kalan tepe Qalmem Tepesi (Diare Qalmem). Adını, bura Alevileri’nin göçettikleri Nazmiye’deki yer adlarından alır. Nazmiye’nin Qalmem bölgesinden gelenler de Qalmemler olarak anılır. Qalmem tepesi, Gülbenk Gölü (Gulbankgoli) hizasında, Tuzla Çayı’na tepeden bakar. Bu tepenin zirvesi de, yekpare kayalardan oluşur. Qalmem tepesinin hemen önünde ise Seydali Tepesi (Qurçe Seydali) yer alır. Seydali Dede, Yavanenci’deki iki seyid ailesinden biri olan Karakuşların aile reisiydi. Dışardan da dedeler gelirdi ama, Yavanenci’deki cemlerin büyük çoğunluğunu o tutmuştur. Saf, temiz, hoşgörülü, karınca ezmez kişiliğiyle, Yavanenci’de herkesçe ‘mübarek’ sayılan bir insandı. (‘Qurç’, Kırmancki’de, taşları bir araya yığmak ya da üst üste dizip mini bir kule şeklinde, bir yeri işaretleme, belirleme anlamına gelir. Bir alanın etrafında ya da orasında burasında belli aralıklarla ‘Qurç’lar varsa, bu demektir ki o alan koruluktur.) Qurçe Seydali de Tuzla Çayı’na tepeden bakar ama Derviş Komu ve Mezre köyü yönünde. Ardında Çınglavun mezresi, karşısında çayın öteki yakasında Derviş Komu, Aşağı ve Yukarı Mezre’nin yanı sıra Parsinik ve Mom Komu yer alır.

Qalmem Tepesi ve Qurçe Seydali’nin dibinden akan Maden Deresi’nin iki yakası, şimdilerde öyle görünmese de Yavanenci’nin önemli çayırlık alanlarından biriydi: Maden Çayırı! Mülkiyeti, Kursanlı Kerim ve Şerif Ağagile aitti. Yarıcılık usulüyle kullanımı ise, Yavanenci sakinlerinden Veli Şimşek’teydi. (Yavanenci’nin topraklarına sahip olan komşu üç köy Kursan, Küllüce ve Komsor’da, kelimenin gerçek anlamında ‘ağalar’ ya da ‘toprak ağaları’ yoktu. Hali vakti biraz daha iyi olan köylülere ‘ağa’, ‘bey’ deniliyordu.)

Maden Deresi vahşi hayvanlara mekân olmasıyla ünlüydü bir zamanlar. Hayvan otarma yaşına yeni girmiş gençlerin, çocukların korkulu bölgesiydi! Ama, insanların el ayak çektikleri bu diyarda, şimdilerde kurdun, kuşun hali nicedir, merak ediyoruz doğrusu. Maden Deresi aynı zamanda, kiraz ve böğürtlenleriyle ünlü. Kayalıklarında biten bir sakız otu var. Kenger sakızını her yerde bulmak mümkündü ama sütünden çok daha sert ve dayanıklı sakız elde edilen bu bitkinin Yavanenci’deki yurdu Maden yamaçlarıydı. Maden yamaçlarında biten kekik de haklı bir üne sahipti. Maden Deresi kekiğiyle sunulan bir ayran çorbasının tadı başka olurdu.

Qurçe Seydali’nin, Tuzla Çayı’na doğru inen eteklerinde, bir kayanın dibinde sıradışı bir çeşme yer alır: Yılanlı Çeşme (Henie Moro). Çeşmenin, kayanın dibine doğru uzanan  kaynağında su yılanları yaşar. İçinde yaşayan bu yılanlardan dolayı, çeşmeye hem bir kutsiyet atfedilir, hem de şifa kaynağı olduğuna inanılır. Kırmancki’de ‘Xoşirik’ denilen bir alerji çeşidine iyi geliyor diye, bu dertten muzdarip çok sayıda çocuk, götürülüp bu çeşmenin suyuyla yıkanmıştır.

Sadece köyün ağaçları görünüyor

Maden Tepesi’ni aşarak, Yavanenci’ye doğru iniyoruz. Aşağıda Tuzla Çayı, bükü ve vadisi. Karşıda, Bingöl’ün Yedisu ilçesini arkasına alan ve her bir silsilesi farklı isimlerle anılan sıradağlar: Koşan, Şıxköy, Beyaz, Bağır, Dumanlı dağları.

Önce ağaçları görünür oluyor Yavanenci’nin. Sonra, Tuzla Çayı’na kadar inen ve baştan başa tarlalarla kaplı, en verimli düzlüğü. Ova, yarım çember şeklinde üç dağ ve tepeler silsilesini alır arkasına: Maden, Küllüce ve Köroğlu dağları. Küllüce ve Köroğlu, köyün hemen yanından geçen Şağırdaş Deresi’yle ayrılır Maden mıntıkasından. Maden tarafında ekim, Küllüce ve Köroğlu’da ise mera alanları azdır. İki yan çizgisi iki dereden, alt çizgisi ise ırmaktan oluşan bir ovacık! Bu ovacık, hâlâ boydan boya tarlalarla kaplı ve buradakiler, hâlâ köyün en verimli tarlaları. Yamaçlara serpilmiş tarlalar ise çoktan mera olmuş durumda. 

Yavanenci, köy deresinin Maden mıntıkası tarafında kuruluydu. Maden Tepesi’nden baktığımızda hiçbir şey göremiyoruz, çünkü köy evlerinden eser kalmadı. Yamacı inerken önümüze çıkan ilk çukur, ‘Gore’ olarak anılırdı. Eskiden, sağılacak hayvanlar öğlen vakti de köye getirilirdi. Sağımlık olmayan hayvanlar bu sırada bu çukurda bekletilirdi. Sağımızda kalan tepe, eskiden tarlaydı. Komşu köylerden Komsorlu Tevfik’e aitti. Yarıcı olarak kullanım hakkı ise Halil Şimşek’teydi.

Harman yerindeyiz şimdi. Otlara bürülü alanda, köydeki ev sayısı kadar harman yeri vardı. Harmanların sağında uzanan tarla, ‘Hegae Dursik’ (yani ‘Dursun’un Tarlası’) olarak bilinirdi. Yine komşu köy Küllüceli Dursun’a aitti mülkiyeti. Yukardaki yamaçların kuytusunda, mülkiyeti Kursanlı Kerim ve Şerif Ağagil’e ait, ‘Yatak Çayırı’ vardı. Önceleri, Cemal Yıldırım ailesi, daha sonra ise Çağlar ailesi tarafından korunup biçildi. Köyün hemen arkasındaki bu tarla ise Komsorlu Haydar Bey’in tarlası.

Aşağıdaki ağaç kümesi iğdelerden oluşuyor. İğde ağaçları, içinde yer aldıkları çayırın kullanım hakkına sahip İsmail Bektaş tarafından dikilmiş. Onların hemen karşısında, derenin öteki kıyısında yer alan gövdesi çıplak, bütün dallarını yukarda toplamış kavak ağaçları ise, zamanında Hıdır Şimşek tarafından dikildi. Yavanenci’den ayrılalı, altı yılını İstanbul’da geçirdikten sonra, otuz yıldır Viyana’da yaşayan Hıdır Şimşek, belki de kendini, Yavanenci’de dikili birkaç ağacı kalan şanslı insanlardanı biri saymalı!

Harmanları geçiyoruz. Harman yeriyle köy yolu arasında çukurlar var. Bu çukurlar, samanlıklara aitti. Ama dam şeklinde samanlıklar değil sözkonusu olan. Huni şeklinde dallardan örülerek ve hayvan dışkısıyla sıvanmış mereklerdi bunlar. Daha fazla saman alsınlar ve fırtınalara dayanıklı olsunlar diye, tabanları yeraltına indirilirdi.

Ve yıkıntıların içindeyiz!

Ve Yavanenci’nin kurulu bulunduğu alanda, daha doğrusu yıkıntıların yanı başındayız. Bizim yaptığımız gibi, Kursan yolundan girildiğinde köyün ilk evi, Komsorlu Xetgiller’den Nafis Bey’e aitti ve Halil Şimşek ile ailesi yaşardı burada. Onun hemen yanı başında Kursanlı Şerif Ağagile ait ev vardı; Veli Şimşek ile ailesi otururdu. Köyü ikiye bölen yolun altında, dere kenarında sadece iki ev vardı: Komsorlu Tevfik’in evi ve yine Komsorlu Haydar Bey’in evi. Bunlardan Tevfik’in evi Halil Şimşek tarafından kullanılıyor, hemen dere kenarında uzanan Haydar Bey’in evinde ise Binali Dal ve ailesi oturuyordu.
 
Yolun üstünde ve geride kalan evlerde Çağlar, Yıldırım ve Duman ailelerinin oturduğu evler vardı. Sonra, küçük bir köy meydanı girerdi araya. Meydandan sonra, yolun üst kısmında birbirinden ayrı duran üç ev bulunuyordu. Köy yolunun Pelegöz, Küllüce ve Komsor’a uzanan kollar olarak çatallandığı kavşakta, Komsorlu Hacı Bey’e ait evde, İsmail Bektaş ve ailesi yaşıyordu. Onun gerisinde, Pelegöz’e giden yolun üstünde, önce Kulkın Dede olarak nam salan Ali Özkan ve ailesinin yaşadığı ev vardı. Kulkın Dede’nin zengin meyve ve sebze bahçesi de sıra kadem basmış. Bu ev, Komsorlu Tahsin Ağagile aitti. Pelegöz yolundan, iki tarlanın arasından mezarlara doğu ilerlediğinizde, daha ilerde, ama soldaki tarlanın gerisinde Xamamut yamacının dibinde Seydali Karakuş dedenin kullandığı ev dururdu. Bu evin mülkiyet sahipleri ise Küllüce’den Hatem ve Dursun adlı kardeşlerdi.

Yavanenci’de yaşayan bu ailelerin hepsi topraksız köylülerdi. Her biri, komşu üç köyden kimin toprağını işliyorsa, ona ait evlerde otururdu.

Yavanenci’yi, içinden çıkan yollara göre anlatmak

Maden tepelerini inen Kursan yolu, Tuzla Çayı’ndan ağan Tuz yolu ve Arabaderesi yolu, köyün girişinde birleşirdi. Bu yol köyün ortasından geçip, Bektaş ailesinin oturduğu evin önünde ikiye ayrılırdı: Sola ayrılan kol Pelegöz’e çıkardı. Sağ kol, köyün deresini aştıktan hemen sonra bir kere daha çatallanırdı: Dereyi geçtikten sonra direk dağa tırmanan yol Küllüce’ye, sağa dik açı yapıp uzanan yol Komsor’a ulaşırdı. Köyün çeşmesi, Bektaş ailesinin oturduğu evin önünde çatallanan yollardan direk devam eden patikanın sonundaydı. Hemen köy deresinin kenarında yer alırdı çeşme. Bu çeşme, gürül gürül akardı bir zamanlar. Yüksekçe bir oluğu ve hayvanların dizilip rahatlıkla su içebildikleri uzunca, beton bir kurnası vardı. Her tarafı ağaçlarla çevriliydi. Çeşmenin hemen sağındaki söğüt ağaçları, gündüz uykusunu sevenlerin ikinci adresiydi. Özellikle de harmanlar kurulduğunda, bu söğütlerin gölgesinde çekilen öğlen uykularına doyum olmazdı.

Şimdi, Yavanenci’nin içinden çıkal yol ayrımlarını takip ederek, arazisini anlatmaya çalışalım. Tuzla Çayı tarafından başlayabiliriz. Tuzla Çayı’na doğru gitmek istediğinizde, Yavanenci’nin hemen çıkışında yol ikiye ayrılır. Soluna köyün cılız deresini, sağına önce Maden tepelerini daha sonra Araba ve Maden derelerini alan verimli köy ovasında uzanır bu iki yol. Soldan inen Tuz Yolu (Raya Sole), Tuzla Çayı’nın kıyısındaki Tuz İstasyonu’na ulaşır önce. Devlet tarafından işletilen, tek bir çalışanı olan bir istasyondu. Civardaki çok sayıda köyün tuz ihtiyacı buradan karşılanırdı. Yol, istasyonun yanından çayın karşı yakasına geçip Aşağı ve Yukarı Mezre (Mazra Cere u Mazra Core) köylerine, Mom Komu (Gome Momi) ve Haydar Bey Değirmeni’ne (Are Heyder Begi) ulaşır.

Ovanın sağ köşesinde, Tuzla Çayı’na varmazdan önce bir yarılma var. Ovadan küçük bir eğimle başlayan, nehire doğru yaklaşıldıkça derinleşip bir tüneli andıran bu çukurun adı Arabaderesi. Çukurun yarısı çayır, nehire doğru kısmı meradır. Çayırın bittiği yerde, küçük bir göze, bir su kaynağı var. Bu doğal çeşmenin suyu, ilerdeki nehire ulaşmaz, bir yerden sonra kurur, toprağın altına iner. Dolayısıyla, Arabaderesi susuz bir deredir aslında. Susuz Arabaderesi’nin sağında yer alan Madenderesi, en gür deredir. Çok kurak geçen yazlarda, köyün kıyısından geçen soldaki Deliktaş deresinin köyden sonraki yolculuğu biter. Nehirle geçici de olsa bir ayrılık yaşar. Ama Madenderesi’nin kuruduğu görülmemiştir hiç. Ovacığın sağından inen Arabaderesi Yolu, çayın kenarında ikiye ayrılır. Çayı geçmeden, kıyı boyunca sağa kıvrılan yol Çınglavun’un dibinden, Elaldı’nın içinden, Agop ve Diyap komlarının yakınından geçerek Tercan’a kadar uzanır. Arabaderesi Yolu’ndan, çayın karşı tarafına geçen kolunu izlerseniz, önce Derviş Komu (Gome Dewreş) ve değirmenine, ardından zorlu bir tırmanıştan sonra Parsinik köyüne varırsınız.

Komsor’a ulaşan Köroğlu Yolu’nun altında Aşağı Çayır, Çala Şorax’e (killi, kireçli toprağı ekime elverişli olmayab çukur), Haydar Bey tarlası ve çayırı, Köroğlu tarlası... Bu mıntıkada, köy deresinin sağ yakasında Tilki Deliği Tepesi (Qula Luye) yer alır. Bu tepenin yakınında, Hacı’nın Harabeleri (Page Hac) adlı eski bir yerleşim yeri var. Tilki Deliği Tepesi ise, 1980’lerde, gizli kazılara sahne oldu. Yapay gibi duran tepenin, bir hazineyi gizlediğine inanılır yörede. Köroğlu Yolu’nun üst kısmında ise Karşıyaka Çayırı (Çayıre Bover), Gılgıl tarlası, Nafis’in Gözeleri, Köroğlu Dağı... Nafis’in Gözeleri’nde belli bir tarihten sonra toprak kayması oldu ve burası bataklık anlamında ‘Hazaj’ adını aldı.

Yukarıya doğru tırmanan Küllüce köyü yolundayız şimdi de: Karşıyaka Çayırı’nın sonunda, tepenin dibinde yer alan çukur ‘Çala Gınd’ ve ‘Merga Gınd’ olarak anılır. Çayırın en sulu bölümüdür burası. Hatta küçük bir gölcük vardı ve yazları mandaların en gözde mekanıydı.  Ki Karşıyaka Çayırı’nın bu bölümü, Camuşyatağı Çayırı diye de bilinir. Çayırdan sonraki Küllüce Tepesi ile Yavanenci’nin arazisi son bulur. Küllüce Yolu’nun solunda, köyün çeşmesinin arkasından başlayarak tepeye kadar çok sayıda tarla sıralanır. Hepsinin mülkiyeti Küllücelilere aittir.

Pelegöz Yolu’nu sağlı sollu izleyen ve Yavanenci arazisinin sonuna kadar uzayan daha çok çayırlar ve az sayıda da olsa tarlalar var. Yolun alt kısmında kalan Sağırdaş Çayırı (Çayıre Sagırdas), Sımo Çayırı (Çayıre Sımoy), Söğüt Çayırı (Çayıre Viyale) gibi araziler Küllücelilere; Küçük Çayır (Çayıro Qıc), Armut Tarlası (Hegae Muriye), Avdi Çayırı (Çayıre Avdi) gibi yolun üst kısmında kalanlar ise Kursanlılar’a aitti.

Nerelerden gelmişlerdi?

Yavanenci, yaklaşık olarak yirmi yıl önce tarihe karıştı. İçinde yaşayanlar şehirlere gitmiş, evler birer birer yıkılmış ve böyle taş yığını haline gelmişti. Oysa Yavanenci, Tercan’ın Tuzla Çayı çevresinde bulunan köyler arasında en eski olan köylerden biriydi. Kursan’ı kuracak olan aile önce Yavanenci’ye yerleşmişti ve o yıllarda (1730’larda) Kursan’da sadece bir hane vardı. Fakat zamanla Yavanenci küçüldü. Kursan büyüdü. Yavanenci, Kursan’a bağlı bir mezre haline geldi. 1980’lerde ise tamamen boşaldı ve tam anlamıyla bir viraneye döndü. Burada artık, yıkıntılar arasında bile olsa süren bir hayattan sözedemiyoruz ne yazık ki. Yavanenci’de artık hayat yok! Ayakta kalmış bir köy evi, yıkılmamış bir duvar bulmak bile imkansiz. Merasının bir bölümü, komşu köy sakinleri tarafından ekilip biçiliyor ama, Yavanenci kendi sakinlerini tamamen kaybetti. Bir zaman bu köyde yaşayan aileler, yıllar öncesinden beri İstanbul, Ankara, Eskişehir ve İzmir’de yaşıyor. Birkaçı Almanya ve Avusturya’da.

Peki, boşalmazdan önceki dönemde, Yavanenci’de yaşayan aileler olan Şimşek, Bektaş, Dal, Karakuş, Özkan, Çağlayan, Yıldırım, Duman soyadlı aileler nerelerden gelmişlerdi?

Halil ve Veli Şimşek kardeşlerin reisliğinde bu köye yerleşen aileler, komşu köy Pelegöz’den gelmişlerdi. Lolan aşiretinin, Dersim-Nazmiye göçmeniydiler. Dedeleri Mehmet oğlu Süleyman, 1700’lü yıllarda, Nazmiye’nin Zeve mevkiinden gelip Tercan’a bağlı Pelegöz’e yerleşmişti. Neden Pelegöz? Çünkü Nazmiye’den, daha önce gelip Pelegöz’e yerleşmiş ailelerden Rostıclar, Pelegöz’de yerleşikti artık; mal ve mülk sahibiydiler. Süleyman, Pelegöz’deki ilk arazilerini Rostıclar’dan alır. Evlenir sonra ve geniş bir aileye kavuşur. Süleyman’ın oğullarından oluşan aileler, bir zaman sonra, ‘Sılememler’ olarak anılmaya başlar. 1950’lere gelindiğinde, ‘Sılememler’, Pelegöz’de bir sülale haline gelmişti. Aileler çoğalmış, topraklar yetmez olmuştu. Sılememler’den Şah Yusuf’un çocuklarından Halil ve Veli Şimşek, Pelegöz’ü terk edip Yavanenci’ye yerleşir.

Yavenenci’de, Şimşeklere uzaktan akraba bir aile daha vardır: İsmail Bektaş ve ailesi. Maraş Lolanları’ndan bir aile. Fakat, Elbistan’a da Dersim-Nazmiye’den gitmişlerdir. Elbistan’dan, Tercan’ın Bingöl-Kiğı sınırındaki Lolanların Pardi (Pardiya Lolo) köyüne yerleşirler önce. Oradan Ovacık, Pelegöz, Arap Komu gibi köy ve mezrelere dağılırlar. Pelegöz’de çok arazileri olmadığı gibi, olanlar da verimli değildir. İsmail Bektaş, Pelegöz’de evlenmiş kızkardeşlerini orada bırakıp ailesiyle birlikte, 1948-49 yıllarında Yavanenci’ye yerleşir. Artık arazi satın alma devri kapanmıştır. Bektaşlar, yeni köyde ‘yarıcı olarak’ yaşayacaklardır.
 
Hıdır Duman ve ailesi Erzurum sınırında kalan Sos Deresi’nden gelmeydi. Binali Dal, yolculuğumuzun son durağı olan, yani uğrayacağımız köylerden Gevrenci’den. Cemal Yıldırım ve dede Seydali Karakuş Kursan’dan; Özkan (Baba Kulkın) ve Çağlar aileleri (Lace Kuresıce) ise Kursan’dan Çınglavun mezresine, oradan da Yavanenci’ye yerleşmişlerdi. Hınıs çıkışlı olan Dal ailesi dışındaki ailelerin hepsi, Dersim-Nazmiye çıkışlıdır.

Yavanenci, ne zaman ve nasıl boşaldı?

Önce, Duman ailesi Eskişehir’e göçetti. Kamer Dal, İstanbul’a taşındı. Halil Şimşek’in oğlu İmam Şimşek, eski köyü Pelegöz’de geri döndü. Baba, elden ayaktan düşene kadar Yavanenci’de inat ettiyse de boşalan üçüncü ev onun oldu. Babasının ölümünden sonra, İmam Şimşek Pelegöz’de de durmamış İzmir’e taşınmıştı. Babasının ölümünden kısa süre sonra Yavanenci’yi terk eden biri daha vardı: İsmail Bektaş’ın tek oğlu ve o yaşına kadar çiftçilikten daha çok gurbetçilik yapmış olan Rıza Bektaş. Bektaş ailesi, Eskişehir’e göçetti. Onları, Baba Kulkın yani Ali Özkan ve ailesi izledi.

Kimi ailelerin göçü ise parça parça oldu. Çünkü gurbeti yurt edinmeye karar verenler, aile fertlerinin tamamını ikna edemeyebiliyordu. Veli Şimşek ve ailesi, 1974 yılına kadar Yavanenci’de yaşadı. Ama aslında, ortanca oğul Mehmet Şimşek, 1970’te çoluk çocuğunu yanına götürmüştü. Veli Şimşek küçük oğlu Hıdır Şimşek’le kalmıştı Yavanenci’de. Ailenin tamamı, ancak 1974 yılında taşınmış ve İstanbul-Tuzla’ya yerleşmişti. Cemal Yıldırım ve ailesi, Çağlar kardeşlerden Mehmet Ali, Zeynel, Hasan ve Şükrü kardeşler ve aileleri de İstanbul’un yolunu tuttu. En büyük kardeş Hüseyin ise eski köyleri Kursan’a yerleşti. Yavanenci’nin eski sakinlerinden en geç göç eden Binali Dal’ın çocukları oldu.

Unutulmama umudu, orada yatan ölülere duyulacak vefaya bağlı bir köy

Köyün boşaldığı yıllarda, biri Çınglavun mezresinden, bir ikisi Gevrenci’den olmak üzere, yeni aileler gelmişti ama onlar da kalıcı olamayacak, 1990’lara doğru Yavanenci tamamen boşalacaktı. Tam bir viraneye dönen Yavanenci’de, yıkıntılar arasında bile olsa süren bir hayat, ayakta kalmış bir köy evi, yıkılmamış bir duvar yok ama, eski sakinlerinden kalan iki önemli iz var: İlki mezarlar, ikincisi henüz kesilmemiş ya da kurumamış az sayıdaki ağaç. Beş on yılda bir büyük şehirlerden ya da Avrupa’dan buraya yapılan ziyaretlerin tek sebebi ise mezarlar. Yani Yavanenci artık, unutulmama umudu, orada yatan ölülere duyulacak vefaya bağlı bir köy.

İki elin parmakları kadar mezarı var Yavanenci’nin. İsmail Bektaş’ın, Gülüzar Çağlar’ın (Quresıc’ın), nişanlılık döneminde yaşamını yitiren Sakine Dal’ın, çocuk yaşta ölen Hasan Kaban’ın mezarlarını ziyaret ediyoruz.

‘Yavanenci artık, unutulmama umudu, orada yatan ölülere duyulacak vefaya bağlı bir köy’ demiştik ya, o vefa, elbette bizim de boynumuzun borcu. ‘Borcumuz borç’ diyerek ayrılıyoruz Yavanenci’den. Küllüce ve Komsar’a uğrayarak, Gevrenci köyüne kadar gidecek, bölgedeki önemli Alevi ziyaretlerinden ‘Oğulveren’i ve Safavi uygarlığı kalıntılarından Gevrenci Kalesi’ni ziyaret edecek ve yıkıntılar arasında süren yolculuğumuzu tamamlayacak, tanıklıklarımızı şimdilik noktalayacağız.

 

(Gelecek bölüm: Gevrenci Kalesi
  ve Oğulveren Ziyreti)