Aleviler, 1980’lerin ikinci yarısında önce kitaplara konu oldular. Sonra aylık dergiler çıkardılar. Radyolar kurdular ardından. Çağa ayak uydurarak internet dünyasından da geri kalmadılar; birçok siteye sahiptiler artık. Yazılı, sesli/işitsel medya derken, son birkaç yıldır medya araçlarının en gelişmişi olan görsel medyaya da sahipler şimdi. Alevilere ait, Alevilere dayanan ve onlara seslenen televizyon kanallarının sayısı, bir elin parmaklarını geçti: Yol Tv, Su Tv, Düzgün Tv, Cem Tv, Mozaik Tv gibi. (Yerel kanallar katıldığında elbete bu sayı daha kabarık olacaktır.)
Nicelik olarak belli bir sayıya ulaşıldığına göre, nitelik tartışmasını biraz daha ciddi ve detaylı yürütmenin zamanı gelmiştir. Bu tür tartışmaların bir ucu dışa yönelikse, bir ucu da içe dönük olmalıdır. Su Tv sürecini kısmen yaşamış, Yol Tv projesinde başından beri yer almış ve buradaki çalışmalarını halen sürdüren –içerden- biri olarak, ne demek istediğimi biraz açayım:
Eskisi kadar değil elbette, ama Aleviler Türkiye’de hâlâ çeşitli baskılara maruz. Süregiden yasaklar hiç de azımsanacak kadar değil. Farklı bir deyimle, Aleviler hâlâ bastırılmak, engellenmek isteniyor. Dolayısıyla her işlerini dört başı mamur yapamazlar. Onların elinde olmayan eksiklikleri, yoksunlukları olacaktır.
Öte yandan, Alevilerin bizzat kendilerine bağlı eksik ve yanlışları da var. Bunlar, zaten negatif olan toplumsal ortama tuz biber ekiyor. Tarih boyunca bilgi havuzu sürekli boşaltılan, özgün fikir üretimi hep engellenen bir toplumun, tam da bilgi ve fikir üzerinde varolan medyada kendini varetmesi kolay olamayacaktır. Yürütülen çalışmalar, yapılan işler birçok eksiği ve yanlışı barındıracaktır. Sık sık başkaları takip ve taklit edilebilecektir vs. Öyleyse Aleviler, sadece eleştirmekle yetinemezler artık. Gerekli oldukça dobra dobra özeleştirilerini de yapmalıdırlar. Bunu yapamazlarsa ne olur? Dışardan önlerine konan engelleri bir bir aşarken, kendi ayakbağlarına takılıp kalabilirler.
Peki çıtanın durduğu yer neresi? Alevi medyası, el atılan alanlar ve kullanılan araçlar (dergi, radyo, televizyon) bakımından çağın gerisinde değil. Yani artık Aleviler de bu araçlara sahip ve kimse dergilerin, radyoların ve televizyonların gerekli olup olmadığını tartışma konusu yapmıyor.
Nasıl bir dergi, nasıl bir radyo ve nihayet nasıl bir televizyon!.. Yapılmasını önerdiğim tartışmada çıtanın durduğu yer işte burasıdır. Dergi çıkarmak, radyo yayını yapmak, televizyon kurmak Aleviler için atlanamayan çıta olmaktan çıkmıştır. Ama hayatın her alanında olduğu gibi medya alanında da çıtalar sürekli yükselir. Çağın en ileri medya araçlarını bir küheylan olarak düşünelim. Aleviler küheylanın üstünde, ama orada kalma, düşmeme sorunları yaşıyorlar. Küheylanı murad edilen menzile sürmek ise daha ağır, daha zor bir iş.
İşte, bir yılı geride bırakan Yol Tv de, artık kaliteyi, niteliği tartışacak bir aşamadadır. Yol Tv’nin bu alana girmesi işin yarısıydı aslında. Bu alanda, açıkladığı konsepte uygun olarak varlığını nasıl sürdüreceği ise işin diğer ve asıl önemli olan yarısıdır. Görsel medya sürecinde ikinci yarıda bulunan Yol Tv ile ilgili tartışmanın buna uygun yürütülmesinde büyük yarar var. Pratiğimizin önüne engel olarak çıkarmadan, Alevilerin olgunlaşma sürecini yaşayan görsel medyasını, çevreleyen alanlarıyla birlikte tartışmalıyız.
Alevilerin ayağa kalkmasının, kaderini eline almasının motor gücü, ana mecrası dernekleşme, federasyonlaşma ve konfederasyonlaşma oldu. Üzerlerindeki yıllanmış baskı ve yasaklara dernek örgütlenmesini esas alarak karşı koydular ve büyük başarılar sağlamış durumdalar. Dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar seçilmiş bir iradenin hayat bulduğu alanlar olarak belirleyici konumdalar. Demokratik bir işleyiş ve çalışma tarzı geçerli olduğu sürece, bunda bir tuhaflık yok. Aleviler, bu örgütlülüklerine canla başla sarılmalı, sahip çıkmalıdır.
Beri tarafta Aleviler her yeni gün, varolan örgütlülüklerini boyutlandıran bir toplumun yeni yeni avantajlarına da sahip oluyorlar. İşte şu anda, örgütlenmenin en gözde yeni boyutu görsel medya, yani televizyondur. Oldukça gözalıcı, cezbedici bir alan. Aynı zamanda ilgi odağı. Unutmamalı ki medya, gücünü içinden çıktığı kurumlardan alır ama o gücü birkaç katına çıkarır. Geçekten de görsel medyayla birlikte öyle bir sıçrama yaşanmıştır ki artık bir zihniyet, bir çalışma tarzı değişikliğine ihtiyaç vardır. Gelinen noktada değişmeme inadı, Alevi medyasının elini kolunu bağlar. Alevi medyası, derneklere bildiri, broşür, yıllık çıkarmanın çok ötesinde artık. Öyleyse medya çalışması, kendi doğasına uygun bir mecrada yürütülmeli. Bunun için yeni özgün kurumlar yaratılmalı. Ki Yol Medien AG, böyle bir kurum olma bahsiyle doğmuştur. Doğal olarak bu kurum kendi alanına uygun kadro ve eleman yetiştirecektir. Henüz varolma mücadelesi içinde bulunan Alevi medyasının kendine özgü bir gelenek yaratması, uzunca bir zaman ve yoğun emek ister.
Son bir nokta: Medyayla ilgili tartışmayı sadece yazar, çizer ve yayıncılarla sınırlı düşünmek de çok yanlış olur. Okur, dinleyici ve izleyiciyi pasif konumundan uzaklaştırıp, bu tartışmanın asli katılımcısı olarak seferber edebilmenin yolları aranmalı ve bulunmalıdır.


