Almanya’daki son genel seçimleri bir kadın politikacı kazanmış ve başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Almanya Başbakanı Angela Merkel’ın gösterdiği ‘başarı’yı, ABD başkanlık yarısındaki tek kadın aday Hilary Clinton gösterebilecek mi, henüz belli değil. Ama, kendi partisi adayı olma yarışındaki başarı şansı bile tehlikede. Zira, parti içi mücadelede, öteki ‘demokrat aday’ Barack Obama karşısında hayli zorlanıyor.
Benim açımdan bu seçimi ilginç kılan farklı bir şey var. Margaret Thatcher ile İngiltere gibi bir ülkede, başbakanlık koltuğuna bir kadının oturmasına dair merakımızı giderdik. Almanya’daki Merkel’i izlemeye devam ediyoruz. Fransa’da Sarkozy, sosyalist kadın aday Segolena Royal’in karşısında hayli zorlandı ama sonunda koltuğa oturdu. Fransa’nın Başkanlık koltuğunda bir kadını görme şansımızı bu seferlik kaybettik. Şimdi merakla, ABD’deki kadın aday Clinton’un hikayesinin nasıl sonuçlanacağını bekliyoruz. ‘‘İngiltere ve Almanya’da gördük, ABD gibi bir ülkede bir kadının iktidar koltuğuna oturmasının hiçbir ayırıcı özelliği olamaz!’’ Böyle düşünenler için sorun yok elbette. Yok eğer, ‘‘kadın ve koltuk, kadın ve iktidar ilişkisine dair, yeni ve ilginç bir örneğe tanık oluyoruz’’, diye düşünüyorsanız mecburen benim gibi fikir cimnastiğine devam edeceksiniz.
Hilary Clinton’un şansı, ABD gibi bir ülkede iktidar koltuğuna bir kadının kurulmasıyla ilgili fikir yürütmelerimi şimdilik kendime saklamak istiyorum. ‘Kadın ve koltuk’ ya da ‘iktidardaki kadınlar’ diyerek, tarihin derinliklerine bir yolculuk yapmak daha anlamlı sanki. Bayan Clinton’un macerasına ilerde tekrar dönmek için daha çook zamanımız ve bolca gerekçemiz olacak nasılsa! Benim bundan hiç kuşkum yok; sizin de olmasın.
Tarih içinde, ülkesinin ya da toplumunun iktidar koltuğuna oturmuş kadın sayısı fazla değil. İktidar koltuğuna oturmuş az sayıdaki kadın politikacı içinde ise, yönetimi sırasında kadınlar açısından çığır açan yok neredeyse. 1990’da İrlanda’ya cumhurbaşkanı olan Mary Robinson, ‘koltukta erkek’ sayılmayan tek kadın. Robinson, özel bir kadın politikası oluşturup, kadınlarla ilgili bir dizi projeyi kadınlarla el ele hayata geçirmeye çalışan bir istisnaydı.
Nemenem bir şey bu iktidar koltuğu? Bu koltuğa oturan kadınlar, övüldüğünde de yerildiğinde de ‘erkek’ olarak anılır. Neden? İktidar ve dolayısıyla koltuğu erkek mi? Binlerce yıl içinde, iktidar mı erkeği, erkek mi iktidar olma halini kendine benzetti? Bana sorarsanız, eğer işin kolayına kaçmazsak, bu sorulara kesin bir cevap vermek zor. Kurban ile cellat, umulmadık bir hızda yer değiştiriveriyor ve yanılgılara düşürüyor hepimizi.
Yanıtları ikiye indirerek tartışmaya çalışalım ve birinci yaklaşım örneği olarak, şöyle diyelim: Erkek olma hali, iktidar olma mecburiyeti ya da olanağının bir ürünü. Yani, erkeği zaman içinde hükmeden kılan iktidardır. Bugünkü erkek olma hali ya da kimliğini iktidar yarattı. Çünkü, iktidar öyle bir şey ki, en büyük zaafları da yetenekleri de ortaya çıkarır, aşırılaştırır. İktidar koltuğu, ona oturanın her şeyini devasa boyutlara vardırır. Tarihte, erkek bir kere iktidar koltuğuna oturduktan sonra, o koltuk tarafından binlerce yıl içinde bugünke kimliğine sokuldu, formüle edildi. Sonuçta erkek, iktidar olma halinin kurbanı aslında!
İkinci yaklaşım örneği ise şu olabilir: Erkek kimliği, ilk yaratılış/ilk doğuştan beri buyurgan, kaba güce yatkındı. Yani halihazırdaki erkek kimliği, erkeğin doğasının gereğidir. Böyle bir kimlikle iktidar koltuğuna oturan erkek, iktidar olma halini kendine benzetti. İktidarı, erkek kimliğinin özellikleri yarattı. İktidar koltuğu, erkeğe ait olan ne varsa göz önüne seren bir devaynasıdır. Dolayısıyla, aynaya kızmanın alemi yok! Binlerce yıl içinde, iktidar olma halini yaratıp biçimlendiren, erkek-egemen bir düşünüş ve duyuşun ta kendisidir! Öyle ki iktidar koltuğuna oturmayı sağlayan politika, akıl, bilgi. silah vs. de bu yüzden hep erkek sayılageldi. Bilinen iktidar olma hallerinin, güç gösterilerinin hepsi erkek.
Kimin kimi benzettiği, kimin kurban kimin cellat olduğu tartışmasının ucu açık kalsın şimdilik. Ama zamanla, iktidar ile erkek olma halinin birbirine eşitlendiği çok açİk. Bu yüzden o koltuğa, ara sıra bir kadın oturduğunda, ‘erkek gibi kadın’ sayılmazsa olmuyor. Daha doğrusu, erkekliğini kanıtlamayan bir kadın, iktidar koltuğuna oturamıyor. Bu da yetmiyor, bir kadın o koltuğa oturduktan sonra da ‘erkek hali’ni sürdürmek zorundadır.
Erkek ve kadın kimlikleri sorunlu. İktidar olma halleri sorunlu. ‘Erkek şudur, kadın şudur’ denilerek sıralanan özelliklerin hepsi, ataerkil sistemlerin türevleri. İnsan, doğayı üretmeye başladığından beri doğa ne kadar çok değişti, ne kadar bozulduysa; benzer bir şekilde, insan kendini de cinsel, ekenomik, sosyal rol dağıtımına göre yeniden üretti. Zamanla, kimi ürettikleri insana hükmetmeye başladı. İktidar da bunlardan biridir. Özellikle de çağımızda iktidar kurbanlarını sadece erkeklerden seçmiyor. Tarihin derinliklerindeki örneklere baktım, son iki yüzyıldaki ‘modern zamanlar’da hem Doğu’da hem Batı’da iktidar olmuş kadınların hallerini inceledim ve yazdım. Zamanı geldiğinde bunları yine ve yeniden paylaşırız. Arjantin’de Peron, Sri Lanka’da Bandaranaike, İngiltere’de Thatcher, Türkiye’de Çiller, Almanya’da Merkel... Bunlar, koltuğa oturduklarında ‘en erkek’ olma rolünü kimseye kaptırmadılar. İktidar denen gücün en azami şekilde kullanılmasının bayraktarlığını yaptılar.
Hilary Clinton’un güncelleştirdiği noktadan, ‘kadın ve koltuk’ olgusuna farklı açılardan dikkat çekmek ve gelecekteki daha derin, kapsamlı tartışmalara bir giriş yapmaktır derdim. Zira kaçılacak, yoksayılacak bir konu değil bu.


