Birkaç genel seçimdir, farklı partilerin aday listelerinin ‘demirbaşı’ olmuş, Türkiye kökenli göçmen adaylarımız var: Haydar Sarı, Nurten Yılmaz, Şirvan Ekici, Alev Korun... Haydar Sarı, son seçimde, zamanı geldiğinde deklere edeceğini umduğum gerekçelerden dolayı, aday olmadı. Halen, Viyana Eyalet Meclisi’nde görev yapan Nurten Yılmaz (SPÖ) ve Şirvan Ekici (ÖVP), maalesef ülke parlamentosuna yine giremedi.
‘İşgücü göçü’ ya da transferi vesilesiyle bu ülkeye getirilmiş göçmenler, artık dört kuşak bir arada yaşıyor. Alaattin arkadaşımdan örnekliyeyim bunu: Annesi ve babası birinci kuşak, kendisi ikinci kuşak, sevgili kızı üçüncü kuşak ve onun iki yaşını geride bırakan bebeği dördüncü kuşak. Yani ikinci kuşak, çoktan torun sahibi! Burada doğmuş büyümüş üçüncü kuşak, çoktan çoluk çocuğa karıştı; iş ve meslek sahibi, politikaya atıldı. Göç tarihimiz, ‘40’lı yıllar’ı çoktan eskitti, geride bıraktı; ‘50’li yıllar’a merdiven dayamış bulunuyoruz.
İşin ciddiyetini daha iyi ve açık kavramak için, farklı bir şekilde tekrarlayalım: Yarım asır! Yarım asrı geride bıraktığımız bir ülkede, -sadece Türkiye kökenli değil- tüm göçmenler olarak, ülke parlamentosuna, daha düne kadar bir tane bile milletvekili gönderememiştik. Avusturya'nın ülke parlamentosunda da ilk kez bir göçmen asıllı milletvekili var artık: Alev Korun! Bir ilkin başarılması, yıllardır örülen bariyerlerin ve çekilen setlerin yıkılması dolayısıyla, bunun tarihi bir özelliği var. Göçmenleri, sadece göçmenlerin temsil edeceği ve savunacağına ben inanmıyorum. Tek başına köken, soy, hemşehrilik vb. şeyler, taşra politikacılığının rağbet gördüğü yer ve zamanlarda olur. Sağlam bir politik, teorik arkaplanı, programı yok ama göçmen kökenli! Göçmen kökenli olmak, tek başına bir marifet değil ki! Politikayı, çok farklı -etnik, kültürel, inançsal, sınıfsal- düzeylerde süren eşitlik ve özgürlük mücadelesinin arenası görüp ona göre gardını almamış bireylerden ülke parlamentosunda bir grup kursanız ne olacak?
Alev Korun’u, yıllardan beri tanıyor ve takip ediyorum. ‘Ya onda ya bunda’ hesabıyla Yeşiller’de politika yapmadığını biliyorum. O, Yeşil bir politikacı. Öte yandan, kazandığı adaylık sırasına, parti yönetimi tarafından atanmadı. Elbette yönetim ağırlığını koydu ama Korun, Graz’daki kongrede delegeden en yüksek oy alan üçüncü kişi oldu. Delege ‘hayır’ deseydi, yönetim ne yapabilirdi?
Her biriyle konuşma, tartışma fırsatları yakaladım: Haydar Sarı, Nurten Yılmaz, Şirvan Ekici, Alev Korun... Çok çeşitli kıstaslara göre, her biriyle çok farklı yakınlık ve uzaklıktayım. Kendimi de katarak söylüyorum, onların her biri, biz Türkiyeli göçmen toplumun hallerinden birini yansıtan birer ayna. Ki, aynalara kızılmaz! Oradan yansıyan hangi halimizden rahatsız olursak olalım, şunu unutmayacağız: Aynadaki görüntünün kaynağı biziz!
Nasıl bir milletvekiline, beni temsil etme hakkı vermek isterim? Ben, burada yazabilme olanağımı kullanarak sesli düşünmek istiyorum. Ki belki başkaları da söze girer.
Benim milletvekilim, ülkedeki farklı düşünceleri ve bu farklı düşüncedeki insanlar arasında hem mümkün, hem gerekli olan bir iletişimi kıskacı altına alan –‘yerliler’e veya ‘göçmenler’e ait- klişeleri ve indirgeyici kategorileri reddetmelidir. Esasında, ‘yerli’ ve ‘göçmen’ olarak tasnif edilen kültürlerin, hem içerikleri, hem de tarihleri bakımından birbirine bağımlı olduğunu; ister coğrafi (Doğu-Batı), ister dini (İslam-Hıristiyan-Yahudi-Budist), ister ulusal (Avusturyalı, Türk, Sırp, Kürt, Hırvat) temelde olsun, köklerine inildiğinde melez bir nitelik taşıdıklarını görüp kabul etmelidir. Zira, yukarıda tasnif edilenlerin farklı, çelişik ve karşıtlık halleri ne kadar gerçekse, iç içe geçmişlikleri de o kadar gerçektir. Cerrahi müdahaleleri andıran dini, ulusal, politik ya da ideolojik referanslara dayalı uçurumların, en azından bir yerden/bir noktadan sonra egemen paradigmaların bir tuzağı olduğunu unutmamalıdır.
Eşit haklar için inisiyatif koymak için orada bulunan benim milletvekilim, kendisi hangi kökenden gelirse gelsin; etnik, dini, siyasi kimliğinden dolayı acı çeken, baskı görenlere karşı kesin ve net bir doğruluk standardına sahip olmak zorundadır. Aktüel çıkar ve beklentileri dolayısıyla göçmenlerin nabzına göre şerbet veren Avusturya ‘yerlisi’ bir milletvekili, nasıl hem sahtekar hem şaklabansa; konuşması gereken yerde susarken, boş alan bulduğunda şovenist kabadayılıklara bel bağlayan göçmen bir milletvekili de öyledir. İçinden geldiği topluluğu aşağılayıp tantanalı döneklik gösterileri ve günah çıkarma törenleri eşliğinde, ‘yerli hiyerarşi’de kendine yer açmak için çırpınan göçmen kökenli bir milletvekilinin, kimi toplulukları dini, siyasi ya da kanbağı temelinde dışlayan ‘yerli ırkçılar’dan farkı mı olur?
Benim milletvekilim, sadece başkalarının değil kendi grubunun, sınıfının, parti veya hareketinin şovenizmini; etnik, ırksal, dinsel ve cinsel imtiyaz talep ve beklentilerini sorgulamakla yetinmez, reddeder. Eşit haklar için gönül koyan bir politikacıdır: Ait olduğu ulusun, dinin veya dilin sağladığı ucuz kesinliklerin ötesine geçebilme riskini göze alır.
Alev Korun, bir ilki başardı. Asıl iş ise şimdi başlıyor. Sıradakilere sık sık anımsatmakta fayda var.
(Öneri gazetesi, Sayı 56, Kasım 2008)


